Kemik erimesi (osteoporoz), kemik kütlesinin azalması ve kemik içindeki mikro yapının seyrelmesi sonucu kemiğin normalde kırılmayacağı küçük zorlanmalarla kırılabilir hâle gelmesidir. Kadınlarda en belirgin nedeni menopozla birlikte östrojenin düşmesidir; östrojen kemik yıkımını frenleyen bir hormondur ve azaldığında yıkım, yapımın önüne geçer. Hastalık erken dönemde ağrı yapmadığı için çoğu zaman sessiz seyreder; bu nedenle risk taşıyan kadınlarda kemik yoğunluğu ölçümü (DEXA) ile değerlendirme yapılır.
Kemik erimesi, hastaların bana en çok "benim kemiğim eriyor mu?" diye sorduğu ama en az belirti veren hastalıklardan biridir. Kemik dışarıdan bakıldığında aynı kemiktir; değişen şey içeridedir. Kemiğin içindeki süngerimsi ağ incelir, bazı kirişler tamamen kopar ve kemik, aynı yükü taşımaya devam ederken kırılganlaşır. Bu süreç yıllar boyunca sessizce ilerler. Birçok kadın osteoporozu ilk kez bir kırıkla, bazen de boyunun kısaldığını fark ettiğinde öğrenir. Oysa bu, erken bulunabilen, ölçülebilen ve büyük ölçüde yönetilebilen bir durumdur.
Kadınlarda kemik erimesinin özel bir yeri vardır, çünkü menopozla birlikte östrojen düşüşü kemik kaybını hızlandırır. Bu yazıda kemik erimesinin ne olduğunu, kadınlarda neden daha sık görüldüğünü, hangi belirtilere dikkat etmek gerektiğini, kimin kemik yoğunluğu ölçümü yaptırması gerektiğini, T-skorunun nasıl okunduğunu, kalsiyum ve D vitamininin yerini, hangi egzersizin gerçekten kemiğe yük bindirdiğini, tedavi seçeneklerinin hangi ilaç sınıflarından oluştuğunu ve düşmeyi önlemenin neden tedavinin bir parçası olduğunu anlatacağım. Buradaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; size özel değerlendirme ve tedavi kararı muayene ve tetkiklerle verilir.
Kemik Erimesi (Osteoporoz) Nedir?
Kemik erimesi, kemik kütlesinin azalması ile birlikte kemiğin iç mimarisinin bozulduğu ve bunun sonucunda kırık riskinin arttığı bir iskelet hastalığıdır. Yani iki ayrı sorun bir aradadır: kemikte daha az madde vardır ve kalan madde daha kötü düzenlenmiştir.
Kemiğin içini bir inşaat iskelesi gibi düşünün. Dikey ve yatay kirişler birbirine bağlanarak yükü dağıtır. Osteoporozda bu kirişler incelir, bazıları tamamen kopar ve yükü aktaracak bağlantılar kaybolur. Kalan kirişler eskisi gibi kalın olsa bile ağ bütünlüğünü yitirdiği için yapı, beklenmedik bir yönden gelen küçük bir zorlanmada çöker. Bu yüzden osteoporoz sadece bir "kalsiyum eksikliği" meselesi değildir; kemik canlı, sürekli yenilenen bir dokudur ve sorun bu yenilenme dengesinde yaşanır.
Osteoporozun klinikteki asıl anlamı kırılganlık kırığıdır: düşük enerjili bir travmayla, yani kendi boyundan düşme ya da daha hafif bir zorlanmayla oluşan kırık. Sağlıklı bir kemik mutfakta sandalyeden inerken kırılmaz; osteoporotik kemik kırılabilir. Hatta öksürme, ağır bir poşeti kaldırma veya yatakta ters dönme sırasında omurda çökme kırığı oluşabilir.
En sık etkilenen bölgeler omurga (özellikle sırtın alt kısmı ve belin üst kısmı), kalça yani uyluk kemiğinin boynu, el bileği, üst kol kemiği ve pelvis kemikleridir. Bu bölgeler süngerimsi kemik oranı yüksek olduğu için kaybı daha erken ve daha belirgin yaşar.
Osteoporozdan bir önceki aşamaya osteopeni denir. Osteopeni bir hastalık değil, bir ölçüm aralığıdır: kemik yoğunluğu normalin altında ama osteoporoz sınırının üstündedir. Önemi, bir uyarı penceresi olmasıdır; bu dönemde alınan önlemler ileride kırık yaşama olasılığını azaltmaya çalışmanın en verimli yoludur.
Kemik Neden Erir? Yapım ve Yıkım Dengesi
Kemik erimesinin temel mekanizması basittir: kemik yıkımı, kemik yapımından hızlı hâle gelir. Kemik dokusu ömür boyu kendini yeniler. Osteoklast adı verilen hücreler eski kemiği çözer, osteoblastlar yerine yeni kemik koyar. Bu döngü hayat boyu sürer ve normalde dengededir.
Bu dengenin yönü yaşla değişir. Çocukluk ve ergenlikte yapım yıkımın önündedir; iskelet büyür ve sertleşir. Kemik kütlesi genellikle yirmili yaşların sonunda en yüksek noktasına, yani doruk kemik kütlesine ulaşır. Otuzlu yaşlarda bir plato dönemi vardır. Sonrasında herkeste yavaş bir kayıp başlar. Kadınlarda bu yavaş kayıp, menopoz döneminde birkaç yıl boyunca hızlı bir kayba dönüşür.
Doruk kemik kütlesinin ne kadar yüksek olacağını belirleyen en güçlü etken genetiktir; ailesel yapı tek başına belirleyici ağırlığı taşır. Ancak değiştirilebilir kısım da küçük değildir: ergenlik ve genç erişkinlikteki beslenme, kalsiyum ve D vitamini alımı, fiziksel aktivite düzeyi, sigara, aşırı zayıflık ve adet düzeni doruk kütleyi etkiler. Yirmili yaşlarda daha yüksek bir tepeden başlayan kadın, aynı hızla kaybetse bile kırık eşiğine daha geç iner.
Dengenin bozulmasının bir de hız boyutu vardır. Yenilenme döngüsü hızlandığında, yani aynı anda çok sayıda noktada kemik çözülüp yeniden yapılmaya başlandığında, kemik hem geçici olarak daha boşluklu kalır hem de çözülen bölgelerin bir kısmı tam olarak doldurulamaz. Bu yüzden menopoz gibi döngünün hızlandığı dönemlerde kayıp, yavaş ilerleyen yaşa bağlı kayıptan daha belirgindir. Tedavilerin bir kısmının bu döngüyü yavaşlatmayı hedeflemesinin nedeni de budur.
Birincil ve ikincil kemik erimesi
Birincil osteoporoz yaşa ve menopoza bağlı olandır. İkincil osteoporoz ise altta yatan başka bir hastalık ya da ilaç nedeniyle gelişir. Bu ayrım önemlidir, çünkü ikincil nedenler tedavi edilebilir ve tedavi edilmezse kemiğe yönelik hiçbir ilaç yeterli olmaz.
İkincil nedenler hormonal hastalıklardan emilim bozukluklarına ve bazı ilaçlara kadar uzanır; bunları aşağıda risk faktörleri başlığında tek tek ele alıyorum. Burada akılda tutulması gereken şudur: yeni tanı alan her hastada bu olasılıklar kan tetkikleriyle gözden geçirilir. Beklenenden genç yaşta ya da beklenenden ağır bir kemik kaybı görüldüğünde ikincil bir neden arama eşiği daha da düşük tutulur.
Kadınlarda Neden Daha Sık? Menopoz ve Östrojen Düşüşünün Etkisi
Kadınlarda kemik erimesinin en belirleyici nedeni menopozdur. Östrojen, kemik yıkımını yapan osteoklast hücrelerini frenleyen bir hormondur. Östrojen düştüğünde bu fren kalkar, yıkım hızlanır ve yapım aynı hıza yetişemez. Sonuç, menopoz geçişinin son yıllarından başlayıp menopoz sonrası ilk beş-on yılda en belirgin olan hızlanmış bir kemik kaybıdır.
Bu dönem özellikle omurga için kritiktir, çünkü omurga süngerimsi kemikten zengindir ve hormonal değişime en hızlı yanıt veren bölgedir. Kaybın en hızlı olduğu bu yıllar aynı zamanda kadının kendini çok iyi hissettiği, hiçbir kemik şikâyeti olmadığı yıllardır. Menopozun ne olduğu ve vücutta nelerin değiştiği konusunu bilmek, kemik tarafında neyin konuşulduğunu anlamayı kolaylaştırır.
Menopozun yanında üç yapısal etken daha kadınları öne çıkarır. Kadın iskeleti ortalama olarak daha küçük ve kemik korteksi daha incedir; doruk kemik kütlesi erkeklerden düşüktür; ve kadınlar daha uzun yaşadığı için kayıp dönemi daha uzun sürer.
Östrojenin erken veya uzun süreli düşük kaldığı durumlar
Risk sadece normal yaşta menopozla ilgili değildir. Östrojenin beklenenden erken ya da uzun süre düşük kalması kemiğe aynı şekilde yansır:
- 45 yaşından önce menopoza girmek, 40 yaşından önce yumurtalık fonksiyonunun yetersiz hâle gelmesi
- Her iki yumurtalığın cerrahi olarak alınması sonrası oluşan ani menopoz
- Uzun süre adet görmeme; adet düzensizliğinin nedenleri arasında yer alan hipotalamik nedenler, aşırı egzersiz ve düşük enerji alımı
- Yeme bozuklukları ve çok düşük vücut ağırlığı
- Prolaktin hormonunun yüksekliği gibi yumurtalık fonksiyonunu baskılayan hormonal durumlar
- Meme kanseri tedavisinde kullanılan östrojeni düşüren ilaçlar ve yumurtalık fonksiyonunu geçici olarak durduran tedaviler
Bu nedenle genç bir kadında altı aydan uzun süren adet yokluğu yalnızca bir üreme sağlığı konusu değildir; kemik açısından da değerlendirilmesi gereken bir bulgudur.
Kemik Erimesi Belirtileri Nelerdir ve Neden Çoğu Zaman Sessizdir?
Kemik erimesinin kendisi belirti vermez. Bu, hastalığın en önemli ve en yanıltıcı özelliğidir. Kemik yoğunluğunun azalması ağrı üretmez, çünkü yoğunluk kaybı tek başına ağrı sinyali gönderen bir yapıyı uyarmaz. Kemik erimesi "sessiz hastalık" olarak anılır ve ilk belirtisi sıklıkla doğrudan bir kırıktır.
Hastalarımda sık rastladığım bir yanlış beklenti, kemik erimesinin kol ve bacaklarda bir sızı, bir ağrı olarak hissedileceği düşüncesidir. Yaygın kemik ve kas ağrıları çoğu zaman başka nedenlerle, örneğin D vitamini eksikliği, kas kuvveti azlığı, duruş bozukluğu veya romatizmal durumlarla ilgilidir. Osteoporoz ağrı yaptığında, bu ağrı genellikle oluşmuş bir kırığın ağrısıdır.
Omur çökme kırıkları: sessiz ama iz bırakan
Omurga kırıklarının büyük bölümü hasta tarafından fark edilmez. Düşme olmadan, günlük bir hareket sırasında gelişir ve geçici bir sırt ağrısı sanılarak geçer. Ancak her çökme omurun yüksekliğini kalıcı olarak azaltır ve bu kayıplar üst üste bindiğinde fizik muayenede görülebilen bulgular ortaya çıkar.
- Boyunuzun zamanla kısalması; gençliğinizdeki boyunuza göre 4 santimetreden fazla ya da bir önceki ölçümünüze göre 2 santimetreden fazla kayıp
- Sırtın üst kısmında giderek artan öne doğru kamburluk
- Duruşu düzeltmekte zorlanma, duvara sırtını dayadığında başın değmemesi
- Kronikleşen, ayakta durmakla artan sırt ve bel ağrısı
- Kaburgalarla kalça kemiği arasındaki mesafenin azalması, karnın öne çıkması
- Az yemekle çabuk doyma, şişkinlik, derin nefes almada rahatsızlık
- Hafif bir zorlanmanın ardından ortaya çıkan ani ve şiddetli sırt ağrısı
Buradaki iki rakamın anlamı farklıdır ve bu ayrımı bilmek işinizi kolaylaştırır. Gençlikteki boy, çoğu zaman hatırlanan ya da eski bir kayda dayanan bir bilgidir; bu nedenle burada eşik daha yüksek tutulur ve 4 santimetreyi aşan kayıp anlamlı kabul edilir. Buna karşılık hekiminizin aynı yöntemle yaptığı iki ölçüm arasındaki fark çok daha güvenilirdir; orada 2 santimetreyi aşan bir kısalma bile araştırılmayı gerektirir.
Buna karşılık tırnakların kırılgan olması, saç dökülmesi, diş etlerinin çekilmesi ya da eklemlerin çıtlaması kemik erimesinin güvenilir göstergeleri değildir. Kemik erimesi belirtiyle değil, risk değerlendirmesi ve ölçümle yakalanır. Tanıyı belirtiyi bekleyerek değil, risk profilini gözden geçirerek koyarız.
Risk Faktörleri: Kimde Daha Sık Görülür?
Kemik erimesinde risk faktörlerini bilmek, kimin ölçüm yaptırması gerektiğine karar vermenin temelidir. Bazı faktörler değiştirilemez, bazıları ise doğrudan sizin elinizdedir.
Değiştirilemeyen faktörler
- İlerleyen yaş; risk her on yılda belirgin biçimde artar
- Kadın olmak ve menopoza girmiş olmak
- Aile öyküsü, özellikle annede kalça kırığı ya da kamburluk öyküsü
- 45 yaşından önce menopoz veya yumurtalık fonksiyonunun erken yetersizliği
- İnce yapılı, küçük kemik çatısına sahip olmak
- Daha önce düşük enerjili bir travmayla kırık yaşamış olmak; bu, tüm risk göstergeleri içinde en güçlü olanıdır
Değiştirilebilen faktörler
- Sigara kullanımı
- Düzenli ve fazla alkol tüketimi
- Düşük vücut ağırlığı, özellikle vücut kütle indeksinin 19-20 altında olması
- Hareketsiz yaşam, uzun süreli yatak istirahati
- Yetersiz kalsiyum alımı ve D vitamini eksikliği
- Çok düşük kalorili, uzun süreli kısıtlayıcı diyetler ve protein azlığı
- Sık düşme ve düşmeye zemin hazırlayan durumlar
İlaçlar ve hastalıklar
Bazı ilaçlar uzun süre kullanıldığında kemik kaybını hızlandırır. En iyi bilineni kortizon grubu ilaçlardır: üç aydan uzun süren kullanım, orta ve yüksek dozlarda kemik için önemli bir risktir ve bu hastalarda ölçüm beklemeden değerlendirme yapılır. Meme kanseri tedavisinde kullanılan östrojeni baskılayan ilaçlar, yumurtalık fonksiyonunu durduran tedaviler, bazı epilepsi ilaçları, uzun süreli yüksek doz mide asidi baskılayıcıları ve bazı şeker hastalığı ilaçları da listede yer alır. Tiroid hormonunun gereğinden yüksek dozda kullanılması sık gözden kaçan bir nedendir.
Hastalık tarafında şunlar öne çıkar: paratiroid hormonunun yüksekliği, tiroid hormonunun fazlalığı, kortizolün yüksek olduğu Cushing sendromu, tip 1 diyabet, çölyak hastalığı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları gibi emilim bozuklukları, mideyi küçülten veya bağırsak yolunu değiştiren bariatrik cerrahi sonrası durumlar, romatoid artrit gibi süreğen iltihabi hastalıklar, kronik böbrek hastalığı, bazı kan hastalıkları ve ileri derecede D vitamini eksikliği.
Bu durumların bir kısmı kendi belirtileriyle zaten bilinir; bir kısmı ise ilk kez kemik ölçümü beklenenden kötü çıktığında araştırılır. Bu nedenle tanı sırasında kemik ölçümü kadar kan tetkikleri de önemlidir; kalsiyum, fosfor, böbrek ve karaciğer testleri, D vitamini düzeyi, tiroid ve paratiroid değerlendirmesi sık istenen başlangıç tetkikleri arasındadır. Kemik erimesi tek başına değerlendirilen bir konu değildir; kadın sağlığı takibinin bir parçası olarak ele alınır.
Kemik Yoğunluğu Ölçümü (DEXA) Kime, Ne Zaman Yapılır?
Kemik yoğunluğu ölçümünün standardı DEXA, yani çift enerjili X-ışını absorpsiyometrisidir. Bu tetkik kemiğin birim alandaki mineral içeriğini ölçer ve sonucu referans değerlerle karşılaştırır. Tanı koymanın, risk düzeyini belirlemenin ve tedaviyi izlemenin temel aracıdır.
Tetkik oldukça basittir. Giyinik hâlde bir masada sırt üstü yatarsınız, cihaz üzerinizden geçer, işlem birkaç dakika sürer. İçinize bir şey verilmez, kapalı bir tünele girmezsiniz, ağrı yapmaz. Kullanılan X-ışını dozu çok düşüktür, standart bir akciğer filminden de azdır. Ölçüm genellikle iki bölgeden yapılır: lomber omurga ve kalça. Gebelikte radyasyon içeren tetkiklerden kaçınıldığı için gebelik şüphesi varsa ölçüm ertelenir.
Kimin ölçüm yaptırması önerilir
- 65 yaş ve üzerindeki tüm kadınlar
- Menopoza girmiş, 65 yaş altında olup ek risk faktörü taşıyan kadınlar
- 50 yaşından sonra düşük enerjili bir travmayla kırık yaşamış olanlar
- 45 yaşından önce menopoza girenler ve erken yumurtalık yetersizliği olanlar
- Üç aydan uzun süre kortizon grubu ilaç kullananlar veya kullanması planlananlar
- Meme kanseri tedavisinde östrojeni baskılayan ilaç kullananlar
- Kemiği etkileyen bir hastalığı ya da emilim bozukluğu olanlar
- Gençliğindeki boyuna göre 4 santimetreden fazla, ya da bir önceki ölçümüne göre 2 santimetreden fazla boy kaybı olanlar ve yeni kamburluk gelişenler
Ne sıklıkla tekrarlanır
Ölçümü her yıl tekrarlamak genellikle gereksizdir, çünkü kemik yoğunluğundaki anlamlı değişim yavaş olur ve kısa aralıklı ölçümler cihaz hata payının içinde kalabilir. Tedavi almayan ve riski düşük olan kişilerde birkaç yıl, hatta daha uzun aralıklar yeterlidir. Tedavi başlanmışsa ya da kortizon gibi hızlı kayıp yapan bir durum varsa aralık kısalır. Takip ölçümlerinin mümkünse aynı cihazda yapılması, sonuçların karşılaştırılabilir olması için önemlidir.
DEXA'nın sınırları da vardır. İleri derecede omurga kireçlenmesi, skolyoz, omurga ameliyatı veya damar kalsifikasyonu ölçümü olduğundan yüksek gösterebilir. Bu nedenle sonuç, tek bir sayı olarak değil, muayene bulguları ve risk faktörleriyle birlikte okunur. Kırık riskini hesaplayan risk hesaplama araçları, kemik yoğunluğu ile klinik risk faktörlerini birleştirerek karara yardımcı olur.
T-Skoru Nasıl Yorumlanır?
T-skoru, kemik yoğunluğunuzun genç sağlıklı erişkinlerin ortalamasından kaç standart sapma uzakta olduğunu gösteren bir sayıdır. Sıfır, genç erişkin ortalamasına eşit demektir. Eksi değerler ortalamanın altını, artı değerler üstünü gösterir. Her bir tam basamak, bir standart sapmaya karşılık gelir ve kırık riski açısından anlamlı bir fark yaratır.
Menopoz sonrası kadınlarda yorum şu şekilde yapılır:
- -1 ve üzeri: normal kemik yoğunluğu
- -1 ile -2,5 arası: düşük kemik kütlesi, yani osteopeni
- -2,5 ve altı: osteoporoz
- -2,5 ve altı, ayrıca kırılganlık kırığı varlığı: yerleşmiş, ağır osteoporoz
İki pratik ayrıntı önemlidir. Birincisi, ölçülen bölgelerden en kötü değer tanıyı belirler; omurga -1,8 iken kalça -2,6 ise değerlendirme osteoporoz üzerinden yapılır. İkincisi, raporda genellikle bir de Z-skoru bulunur. Z-skoru sizi genç erişkinlerle değil, kendi yaşınız ve cinsiyetinizdeki kişilerle karşılaştırır.
Z-skoru özellikle menopoza girmemiş kadınlarda, genç erişkinlerde ve çocuklarda kullanılan ölçüttür. Bu gruplarda T-skoruna göre osteoporoz tanısı konmaz. Z-skorunun -2 ve altında olması "yaşa göre beklenenin altında kemik kütlesi" olarak tanımlanır ve altta yatan bir neden aranmasını gerektirir.
T-skoru tek başına tedavi kararı vermez. Osteopeni aralığında olmak hasta olmak anlamına gelmez; buna karşılık kırıkların önemli bir bölümü, T-skoru henüz osteoporoz sınırına inmemiş kişilerde görülür. Bunun nedeni kırık riskinin yalnızca yoğunlukla değil; yaşla, düşme eğilimiyle, önceki kırık öyküsüyle, kortizon kullanımıyla, sigarayla ve aile öyküsüyle de belirlenmesidir. Bu yüzden kararı verirken sayıya değil, sayının içinde bulunduğu tabloya bakarız.
Kalsiyum ve D Vitamini: Besinler ve Takviyenin Yeri
Kalsiyum ve D vitamini, kemik sağlığının zeminidir. Bunlar tek başına var olan bir kemik erimesini geri çevirmez, ancak eksik olduklarında diğer hiçbir tedavi tam etkisini göstermez. Yaklaşımım her zaman aynı: önce besinlerden, açık kalan kısmı takviyeyle tamamla.
Kalsiyum: gerçekte ne kadar alıyorsunuz?
Menopoz sonrası kadınlarda kılavuzların genel olarak işaret ettiği günlük hedef yaklaşık 1000-1200 miligramdır. Bu, pratikte göründüğünden daha kolaydır. Bir su bardağı süt veya bir kâse yoğurt yaklaşık 250-300 miligram; bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir yaklaşık 200 miligram kalsiyum içerir. Günde iki-üç porsiyon süt ürünü hedefin büyük kısmını karşılar.
Süt ürünü tüketemeyenler için alternatifler vardır: tahin ve susam, kuru incir, badem, nohut ve kuru baklagiller, brokoli ve lahana gibi yeşil sebzeler, konserve sardalya gibi kemiğiyle yenen küçük balıklar ve kalsiyumla zenginleştirilmiş bitkisel içecekler. Ispanak kalsiyum içerir ama oksalat nedeniyle emilimi düşüktür, bu yüzden iyi bir kalsiyum kaynağı sayılmaz.
Takviye gerektiğinde iki pratik kural geçerlidir: tek seferde yaklaşık 500-600 miligramdan fazlası iyi emilmez, bu nedenle doz güne bölünür; ve kalsiyum karbonat yemekle alındığında daha iyi emilir, mide asidini azaltan ilaç kullananlarda kalsiyum sitrat daha uygundur. Kabızlık ve şişkinlik en sık görülen yan etkilerdir. Böbrek taşı öyküsü olanlarda takviye kararı hekimle verilmelidir. Hedefin çok üzerine çıkmak kemiğe ek bir yarar sağlamaz.
D vitamini: ölçerek karar vermek
D vitamini bağırsaktan kalsiyum emilimi için gereklidir; eksikse yediğiniz kalsiyum kana geçemez. Besinlerde çok az bulunur, asıl kaynağı güneş ışığıdır. Ülkemizde eksikliği yaygındır; kapalı giyim, kış ayları, kapalı ortamda geçen uzun saatler ve ileri yaşta ciltte üretimin azalması bunun nedenleridir.
Doğru yol, kanda 25-hidroksi D vitamini düzeyini ölçmek ve dozu bu sonuca göre belirlemektir. Erişkinler ve özellikle ileri yaş için kılavuzlarda sık geçen idame aralığı günde 800-1000 ünite düzeyindedir; eksikliği olanlarda başlangıç dozu farklı planlanır. Çok yüksek dozların kendi kendine, ölçüm yapılmadan ve uzun süre kullanılması kanda kalsiyum yükselmesine yol açabileceği için önerilmez. Buna ek olarak yeterli protein alımı, aşırı tuz ve çok yüksek kafein tüketiminden kaçınmak, sigarayı bırakmak ve alkolü sınırlamak kemik lehine çalışır.
Egzersiz: Hangi Tip Gerçekten İşe Yarar?
Kemik, üzerine binen yüke göre kendini yeniden şekillendirir. Bu yüzden kemik için işe yarayan egzersiz, kemiğe yük bindiren egzersizdir. Her hareket kemiği uyarmaz; iyi bir egzersiz programı üç bileşeni birlikte içerir.
1. Vücut ağırlığını taşıyan, yer çekimine karşı yapılan hareket
Tempolu yürüyüş, merdiven çıkmak, dans, hafif sıçramalar ve uygun kişilerde hafif tempolu koşu bu gruba girer. Burada belirleyici olan, ayağın yere basması ve iskeletin kendi ağırlığını taşımasıdır. Haftada toplam 150 dakika orta şiddetli aktivite makul bir hedeftir.
2. Progresif dirençli egzersiz
Kemik için en güçlü uyaranlardan biri, kasın kemiği çekmesidir. Haftada iki-üç gün, kalça, uyluk, sırt ve omuz kuşağını çalıştıran dirençli egzersizler programın merkezinde olmalıdır. "Progresif" kelimesi kritiktir: aynı ağırlıkla yıllarca devam etmek uyaranı kaybettirir, yük zamanla ve kontrollü biçimde artırılır. Sırt ekstansör kaslarının güçlendirilmesi, duruşu düzelttiği ve omurgaya binen öne eğilme yükünü azalttığı için ayrıca değerlidir.
3. Denge ve duruş çalışması
Kırıkların çoğu düşmeyle olur. Bu nedenle denge çalışması kemik egzersizinin ayrılmaz parçasıdır. Tek ayak üzerinde durma, topuk-parmak yürüyüşü, tai chi ve uyarlanmış yoga uygulamaları hem dengeyi geliştirmeye hem de düşme korkusunu azaltmaya yönelik çalışmalardır. Düşme korkusunun azalması önemsiz bir ayrıntı değildir; korku, kişiyi hareketten uzaklaştırarak kas kuvvetini daha da düşürür ve bir kısır döngü kurar.
Yüzme ve bisiklet kalp-damar sağlığı ve eklemler için çok iyidir, ancak iskelete yük bindirmedikleri için kemik yapımı açısından zayıf uyaranlardır. Bunları yapıyorsanız bırakmanız gerekmez; yanına yük bindiren bir bileşen eklemek gerekir.
Bir uyarı da gerekiyor. Omurda çökme kırığı olan ya da ağır osteoporozu bulunan kişilerde bazı hareketler riskli olabilir: gövdeyi ileri doğru zorlayan mekik hareketleri, ağırlık taşırken öne eğilip gövdeyi döndürmek, yüksek şiddetli zıplamalar ve ani çarpma içeren sporlar. Bu grupta programın bir fizyoterapist eşliğinde kurulması en doğrusudur. Son olarak egzersizin etkisi süreklilik gerektirir; bırakıldığında kazanılan kemik yanıtı zamanla geri kaybedilir.
Tedavi Seçenekleri: İlaç Sınıfları ve Karar Nasıl Verilir?
İlaç tedavisi kemik erimesi olan herkeste gerekmez. Genel olarak tedavi; T-skoru -2,5 ve altında olanlarda, omurga veya kalçada kırılganlık kırığı geçirmiş olanlarda, osteopeni aralığında olmakla birlikte hesaplanan kırık riski yüksek çıkanlarda ve uzun süreli yüksek doz kortizon kullananlarda gündeme gelir. Kararın ilk adımı, varsa ikincil nedenin düzeltilmesi ve kalsiyum ile D vitamini durumunun yerine oturtulmasıdır.
Aşağıda ilaçları sınıf olarak tanıtıyorum; hangisinin kime uygun olduğu kişiye göre belirlenir ve marka bazında bir öneri bu yazının konusu değildir.
Kemik yıkımını yavaşlatan ilaçlar
Bisfosfonatlar en uzun süredir kullanılan ve en iyi tanınan gruptur. Haftalık veya aylık ağızdan alınan, ya da yılda bir damar yoluyla uygulanan biçimleri vardır. Ağızdan alınanlarda kurallara uymak önemlidir: sabah aç karnına, bol suyla, ardından yaklaşık yarım saat dik durmak gerekir; aksi hâlde yemek borusunda tahriş olabilir. Damar yoluyla uygulamadan sonra birkaç gün süren grip benzeri bir tablo görülebilir. Böbrek fonksiyonu bu grupta kısıtlayıcı olabilir. Uzun süreli kullanımda nadir görülen çene kemiği ve atipik uyluk kemiği sorunları nedeniyle tedavi öncesi diş değerlendirmesi ve ortaya çıkan yeni kasık ya da uyluk ağrısının bildirilmesi istenir.
RANKL yolunu bloke eden monoklonal antikor tedavisi altı ayda bir cilt altına uygulanır ve böbrek fonksiyonu kısıtlı olanlarda bir seçenek oluşturur; ancak ileri böbrek yetmezliği ve diyaliz hastalarında kanda kalsiyumun düşmesi riski nedeniyle tedaviye başlamadan önce kalsiyum ve D vitamini düzeyi düzeltilir ve tedavi sırasında kalsiyum takibi yapılır. Bu grupta kritik nokta sürekliliktir: tedavi plansız biçimde kesildiğinde kemik kaybı hızla geri döner ve bu dönemde çoklu omur kırığı riski ortaya çıkar. Bu nedenle bırakma kararı asla kendiliğinden verilmez, mutlaka başka bir ilaca planlı geçişle yapılır.
Seçici östrojen reseptör modülatörleri kemikte östrojen benzeri etki gösterirken meme dokusunda farklı davranan ilaçlardır; etkileri ağırlıklı olarak omurga üzerindedir. Sıcak basmasını artırabilir ve toplardamar pıhtısı riski taşıyanlarda uygun değildir.
Menopozal hormon tedavisi, özellikle erken menopoza girmiş ya da sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi menopoz şikâyetleri belirgin olan kadınlarda kemik üzerinde koruyucu bir etkiye sahiptir. Burada karar yaş, menopozdan bu yana geçen süre, pıhtı ve meme kanseri öyküsü gibi etkenler birlikte değerlendirilerek verilir.
Kemik yapımını artıran ilaçlar
Paratiroid hormonu yolu üzerinden etki eden ilaçlar ve sklerostini bloke eden tedaviler, yıkımı yavaşlatmak yerine yeni kemik yapımını uyarır. Genellikle çok yüksek kırık riski olan, birden fazla omur kırığı geçirmiş ya da diğer tedavilere rağmen kırık yaşamaya devam eden kişilerde düşünülür. Kullanım süreleri sınırlıdır ve bu süre bittiğinde kazanılanın korunması için ardından mutlaka yıkımı yavaşlatan bir ilaca geçilmesi gerekir. Her birinin kendine özgü kısıtlamaları vardır; örneğin bazıları kalp-damar hastalığı öyküsü olanlarda uygun değildir.
Kararı belirleyen etkenler
- Kırık öyküsünün olup olmaması ve kırığın hangi bölgede olduğu
- T-skoru ve hesaplanan kırık riski düzeyi
- Yaş ve menopozdan bu yana geçen süre
- Böbrek fonksiyonu, mide-yemek borusu sorunları, diş sağlığı durumu
- Eşlik eden hastalıklar ve kullanılan diğer ilaçlar
- Uygulama yolu tercihi, tedaviye devam edebilme ve takip imkânı
Tedavi başladıktan sonra süreç bitmez. Uyumun sürdürülmesi, kalsiyum ve D vitamini durumunun korunması, belirli aralıklarla kemik ölçümünün tekrarlanması ve bisfosfonat gibi ilaçlarda birkaç yıl sonra devam-ara kararının yeniden değerlendirilmesi tedavinin parçasıdır. Yan etki yaşadığınızda ya da ilacı kullanmakta zorlandığınızda kendi başınıza bırakmak yerine bunu paylaşmanız önemlidir; çoğu durumda uygulama biçimi değiştirilerek ya da başka bir sınıfa geçilerek çözüm bulunur.
Düşmeyi Önleme ve Kırık Riskini Azaltma
Kemik erimesinde amaç kemik yoğunluğu raporunu güzelleştirmek değil, kırığı önlemektir. Kalça ve el bileği kırıklarının büyük bölümü düşmeyle oluştuğu için düşmeyi önlemek, ilaç tedavisinin yerine geçmeyen ama onu tamamlayan ve bugün uygulamaya başlayabileceğiniz bir müdahaledir.
Evde yapılacaklar
- Kaymayan zemin: takılmaya yol açan küçük kilimleri kaldırmak ya da zemine sabitlemek
- Yerde dolaşan elektrik kablolarını toplamak, geçiş yollarını boş tutmak
- Banyo ve tuvalete tutamak takmak, duşa kaymaz paspas koymak
- Gece yolunu aydınlatan bir lamba, yatak başında erişilebilir bir anahtar
- Merdivenlerde iki yanlı korkuluk ve basamak kenarlarının belirgin olması
- Sık kullanılan eşyaları sandalyeye çıkmayı gerektirmeyecek yüksekliğe almak
Kendinizle ilgili yapılacaklar
Görmenin düzenli kontrolü önemlidir; katarakt ve yeni gözlük uyumu düşme riskini doğrudan etkiler. Çok odaklı gözlükler merdivende mesafe algısını bozabilir, bu durumda merdivende dikkatli olmak gerekir.
Kullandığınız ilaçların gözden geçirilmesi sık atlanan bir adımdır. Uyku ilaçları, sakinleştiriciler, bazı antidepresanlar ve tansiyon ilaçları baş dönmesi ve dengesizlik yapabilir. Ayağa kalkarken göz kararması oluyorsa bu, değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Birden fazla ilaç kullanıyorsanız listenin birlikte elden geçirilmesini isteyin.
Ayakkabı seçimi basit ama etkilidir: kapalı arkalıklı, topuğu düşük, tabanı kaymayan ve ayağı saran ayakkabılar tercih edilmelidir. Ev içinde arkası açık terlikler yaygın bir düşme nedenidir.
Bunlara kas kuvveti ve dengeyi hedefleyen düzenli egzersizi, yeterli protein alımını, D vitamini düzeyinin düzeltilmesini, işitme sorunlarının değerlendirilmesini ve alkolün sınırlanmasını eklemek gerekir. Seçilmiş, kalça kırığı riski çok yüksek kişilerde kalça koruyucu giysiler gündeme gelebilir. Bir kez düşmüş olmak, bir sonrakinin habercisidir; bu nedenle düşmeyi "önemsiz bir kaza" olarak geçiştirmemek ve hekiminize söylemek önemlidir.
Ne Zaman Hekime Başvurmalısınız?
Kemik erimesi acil bir hastalık değildir, ancak kırık acil olabilir. Aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden değerlendirilmeniz gerekir:
- Düşme veya hafif bir zorlanma sonrası ani, şiddetli sırt, bel ya da kalça ağrısı
- Düşme sonrası ayağa basamama, yürüyememe, bacağın kısalmış ya da dışa dönük görünmesi
- Bacaklarda yeni gelişen güçsüzlük, uyuşma, idrar veya gaita kontrolünü kaybetme; bu bulgular sinir basısını düşündürür ve acil başvuru gerektirir
- Gece uykudan uyandıran, dinlenmeyle geçmeyen, ateş veya kilo kaybı ile birlikte olan sırt ağrısı
Acil olmayan ama randevu alıp konuşmanız gereken durumlar da vardır. Aşağıdaki başlıkları bilerek kemik ölçümü endikasyonlarının dışında tuttum; onları yukarıda DEXA bölümünde tek tek saymıştım:
- Genç yaşta olup altı aydan uzun süre adet görmemek
- Annenizde kalça kırığı öyküsü bulunması ve sizin menopozda olmanız
- Duruşunuzu düzeltmekte zorlanmanız, duvara sırtınızı dayadığınızda başınızın değmemesi
- Son bir yıl içinde bir veya birkaç kez düşmüş olmak, yürürken dengesizlik hissetmek
- Baş dönmesi ya da ayağa kalkarken göz kararması yapan ilaçlar kullanıyor olmak
- Hâlihazırda kemik ilacı kullanıp tedavinin ne kadar süreceğini ve ne zaman gözden geçirileceğini hiç konuşmamış olmak
Buna ek olarak basit bir kural: yukarıdaki DEXA endikasyonlarından biri — örneğin üç aydan uzun kortizon kullanımı, 45 yaşından önce menopoz ya da gençliğinizdeki boyunuza göre 4 santimetreyi aşan kayıp — sizde varsa ve hiç kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmadıysanız, bu tek başına randevu sebebidir.
Son olarak şunu söylemek isterim. Kemik erimesi, kaçınılmaz bir yaşlanma kaderi değildir. Ölçülebilir, izlenebilir ve büyük ölçüde yönetilebilir bir durumdur. Menopoz döneminde kemik konusunu gündeme almak, kalsiyum ve D vitamini durumunu netleştirmek, haftada iki-üç gün yük bindiren egzersizi hayatın bir parçası yapmak, sigarayı bırakmak ve evi düşmeye karşı güvenli hâle getirmek herkesin yapabileceği şeylerdir. Riskiniz yüksekse ölçüm yaptırmak, ilaç gerekiyorsa gerekçesini ve nasıl kullanılacağını anlayarak kullanmak, geri kalanı tamamlar.
Kaynaklar
Bu yazı hazırlanırken aşağıdaki güncel ve bağımsız sağlık kaynaklarından yararlanılmıştır.
- NHS. Osteoporosis
- MedlinePlus (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi). Osteoporosis
- NICE. Osteoporosis: assessing the risk of fragility fracture (CG146)
- ACOG (Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Birliği). Women's Health

