Gebelik

Preeklampsi Nedir? Belirtileri ve Riskleri

Op. Dr. Ayşet Jane Özcan
✓ Bu içerik bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından tıbbi olarak incelenmiştir
Yazan & tıbbi olarak inceleyen: Op. Dr. Ayşet Jane Özcan, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
İstanbul Tıp Fakültesi · Medical Park Bahçelievler · TJOD ve TSRM üyesi
Son güncelleme: 9 Ağustos 2026 · Son tıbbi inceleme: 9 Ağustos 2026
Kısa Cevap

Preeklampsi, genellikle gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan tansiyon yüksekliği ve organ etkilenmesiyle seyreden bir durumdur. Düzenli gebelik takibi ile erken yakalanabilir.

Gebelik boyunca her kontrolde tansiyonunuzun ölçülmesinin ve sizden idrar örneği istenmesinin çok net bir nedeni var: preeklampsi. Bu tablo, gebeliğe özgü bir tansiyon yüksekliğidir ve çoğu kadın henüz hiçbir şey hissetmezken ilk olarak bu iki basit ölçümle yakalanır. Adını duymak endişe verici olabilir, ancak düzenli izlenen gebeliklerde sorun genellikle erken fark edilir ve anne ile bebeğin güvenliği gözetilerek yönetilir.

Bu yazıda preeklampsinin gerçekte ne olduğunu, hangi haftalarda ortaya çıktığını, hangi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini, tanının nasıl konduğunu, izlem ve tedavi mantığının neden gebelik haftasına göre değiştiğini, doğumdan sonra neden hâlâ dikkatli olmak gerektiğini ve hangi bulgularda vakit kaybetmeden hastaneye başvurmanız gerektiğini anlatıyoruz.

Preeklampsi Nedir?

Preeklampsi, gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkan, yalnızca tansiyon yüksekliğinden ibaret olmayan bir hastalıktır. Temelinde plasentanın, yani bebeğin eşinin, rahim duvarındaki damarlara yeterince iyi yerleşememesi yatar. Plasentaya giden kan akımı kısıtlandığında dolaşıma salınan bazı maddeler annenin damar iç yüzeyini etkiler. Damarlar kasılır, tansiyon yükselir ve böbrek, karaciğer, beyin gibi organların çalışmasında bozulmalar başlayabilir.

Bu nedenle preeklampsiyi sadece gebelikte tansiyon yüksekliği diye tanımlamak eksik kalır. Doğru tanım şudur: tansiyon yüksekliğine organ etkilenmesinin eşlik ettiği, gebeliğe özgü bir hastalık. Klasik olarak idrarda protein kaçağı (proteinüri) aranırdı. Günümüzde ise idrarda protein olmasa bile karaciğer enzimlerinin yükselmesi, trombosit sayısının düşmesi, böbrek fonksiyon testlerinin bozulması, akciğerde sıvı birikmesi veya nörolojik bulguların ortaya çıkması tanı için yeterli kabul edilir.

Gebelikte görülen her tansiyon yüksekliği preeklampsi değildir. Gebeliğin 20. haftasından sonra tansiyon yükselir ancak idrarda protein ve organ etkilenmesi bulunmazsa buna gebelik hipertansiyonu denir. Bu tablo daha ılımlıdır, yine de bir bölümü ilerleyen haftalarda preeklampsiye dönüşebildiği için aynı dikkatle izlenir. Gebelik öncesinden var olan yüksek tansiyon ise kronik hipertansiyondur ve bu kadınlarda gebelik sırasında preeklampsinin eklenmesi ayrı bir olasılık olarak takip edilir. Bu üç tablonun birbirinden ayrılması, izlem sıklığını ve doğum zamanlamasını doğrudan değiştirdiği için önemlidir.

Preeklampsi tek bir şiddette seyretmez. Bazı kadınlarda doğuma yakın ortaya çıkan, hafif seyreden ve yakın takiple yönetilen bir tablo iken, bazı kadınlarda hızla ağırlaşabilen ve erken doğum kararı gerektiren bir tabloya dönüşebilir. Bu değişkenlik, düzenli gebelik takibinin neden bu kadar önemsendiğini açıklar.

Preeklampsi Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Preeklampsi tanımı gereği gebeliğin 20. haftasından sonra başlar. Daha erken haftalarda görülen yüksek tansiyon genellikle gebelik öncesinden var olan kronik hipertansiyondur ve farklı bir yaklaşımla izlenir. Bu ayrımı yapabilmek için gebeliğin ilk kontrolünde ölçülen tansiyon değeri önemli bir başlangıç noktasıdır.

Hekimler preeklampsiyi iki ana grupta değerlendirir. Erken başlangıçlı preeklampsi 34. haftadan önce ortaya çıkar; daha çok plasenta kaynaklı, bebeğin gelişimini de etkileyebilen ve daha yakın izlem gerektiren bir gruptur. Geç başlangıçlı preeklampsi ise 34. haftadan sonra, çoğunlukla doğuma yakın dönemde görülür ve genellikle daha ılımlı seyreder.

Üçüncü bir zaman dilimi çoğu kadının hiç beklemediği dönemdir: doğum sonrası. Preeklampsi doğumdan sonraki ilk günlerde başlayabilir veya doğum öncesinde başlamış olan tablo lohusalıkta ağırlaşabilir. Bu nedenle risk penceresi doğumla birlikte kapanmaz. Gebeliğin kaçıncı haftasında olduğunuzu net bilmek bu değerlendirmenin temelidir; gebelik haftası hesaplama yönteminin doğru kullanılması, hem tanı hem de doğum zamanlaması kararlarını doğrudan etkiler.

Preeklampsi Belirtileri Nelerdir?

En önemli gerçekle başlayalım: preeklampsili kadınların önemli bir bölümü hiçbir şey hissetmez. Tansiyon yükselmiş ve idrarda protein çıkmış olabilir, ancak kadın kendini gayet iyi hissediyordur. Belirtilerin ortaya çıkması genellikle tablonun ilerlediğine işaret eder. Bu yüzden belirti beklemek yerine düzenli kontrole gitmek çok daha güvenlidir.

Yine de aşağıdaki bulgular preeklampsi açısından uyarıcıdır ve gebelikte ortaya çıktığında hekime bildirilmelidir:

  • Geçmeyen, ağrı kesiciyle rahatlamayan, alışılmadık şiddette baş ağrısı
  • Görme bulanıklığı, gözde ışık çakmaları, uçuşmalar veya geçici görme kaybı
  • Sağ üst karın bölgesinde veya mide çukurunda ağrı, baskı hissi
  • Ellerde, yüzde ve göz kapaklarında hızlı gelişen belirgin şişlik
  • Birkaç gün içinde beklenmedik ve hızlı kilo artışı
  • Gebeliğin ikinci yarısında yeni başlayan bulantı ve kusma
  • Nefes darlığı, yatarken nefes almakta zorlanma
  • İdrar miktarının belirgin şekilde azalması
  • Bebek hareketlerinde azalma

Ayak bileklerinde akşama doğru artan hafif şişlik gebelikte çok yaygındır ve tek başına preeklampsi anlamına gelmez. Ayırt edici olan, şişliğin ani gelişmesi, yüzü ve elleri tutması ve diğer bulgularla birlikte olmasıdır.

Riskli grupta olduğunuz için hekiminiz evde tansiyon ölçümü önerdiyse, ölçümün doğru yapılması sonucu değiştirir. Ölçümden önce en az beş dakika oturarak dinlenin, ölçümden yarım saat önce kahve içmeyin ve sigara kullanmayın, ayaklarınız yere düz bassın, sırtınız desteklensin ve kolunuz kalp hizasında olsun. Manşon kol çevrenize uygun genişlikte olmalıdır; dar manşon değeri olduğundan yüksek gösterir. Ölçüm sırasında konuşmayın. Değerleri tarih ve saatle birlikte not edin ve kontrole giderken bu kaydı yanınızda götürün. Tek bir yüksek ölçüm paniğe gerek olduğu anlamına gelmez, ancak tekrarlayan yüksek değerler mutlaka bildirilmelidir.

Preeklampsi Kimlerde Daha Sık Görülür?

Preeklampsi hiçbir risk faktörü taşımayan, tamamen sağlıklı bir kadında da ortaya çıkabilir. Bu nedenle risk listesinde yer almamak koruma sağlamaz. Yine de bazı durumlar olasılığı belirgin şekilde artırır ve bu kadınlarda gebelik takibi daha sık aralıklarla planlanır.

Yüksek riskli kabul edilen başlıca durumlar; önceki bir gebelikte preeklampsi yaşamış olmak, gebelik öncesinden var olan kronik hipertansiyon, gebelik öncesi şeker hastalığı, böbrek hastalığı ve lupus ya da antifosfolipid sendromu gibi otoimmün hastalıklardır. Orta düzeyde risk oluşturan durumlar ise ilk gebelik, ikiz veya üçüz gibi çoğul gebelik, 35 yaş üstü olmak, gebelik öncesi vücut ağırlığının fazla olması, annede veya kız kardeşte preeklampsi öyküsü bulunması, iki gebelik arasında on yıldan uzun süre geçmiş olması ve yardımcı üreme teknikleriyle elde edilen gebeliklerdir.

Hormonal ve metabolik zemin de rol oynar. Örneğin polikistik over sendromu olan kadınlarda eşlik eden insülin direnci ve kilo fazlalığı nedeniyle gebelikte tansiyon sorunları biraz daha sık görülebilir. Bu kadınlarda gebelik öncesi metabolik değerlendirme, gebelik boyunca izlemi kolaylaştırır.

Preeklampsi Anne ve Bebeği Nasıl Etkiler?

Preeklampsi bir damar hastalığı gibi davrandığı için etkileri tek bir organla sınırlı kalmaz. Anne tarafında böbreklerin süzme işlevi bozulabilir ve idrarla protein kaybı artar. Karaciğer etkilendiğinde enzimler yükselir ve sağ üst karında ağrı hissedilir. Pıhtılaşmadan sorumlu trombositlerin sayısı düşebilir, bu da kanamaya yatkınlık yaratır. Ağır tablolarda akciğerde sıvı birikmesi, görme bozuklukları, nöbet ve inme gibi ciddi durumlar gelişebilir. Plasentanın rahim duvarından erken ayrılması (dekolman) da preeklampsiye eşlik edebilen, ani karın ağrısı ve kanamayla ortaya çıkan acil bir durumdur.

Bebek tarafında ana sorun, plasentadan gelen kan akımının ve dolayısıyla oksijen ile besin desteğinin azalmasıdır. Bu durum bebeğin beklenenden yavaş büyümesine (gelişme kısıtlılığı), amniyon sıvısının azalmasına ve bazı bebeklerde erken doğum gereksinimine yol açabilir. Erken doğan bebeklerde solunum sıkıntısı ve beslenme güçlüğü nedeniyle yenidoğan yoğun bakım desteği gerekebilir.

Uzun vadeli bir başlık daha var: preeklampsi geçiren kadınlarda ilerleyen yıllarda yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile böbrek sorunlarının görülme olasılığı, hiç preeklampsi geçirmemiş kadınlara göre daha yüksektir. Bu nedenle doğumdan sonraki yıllarda düzenli tansiyon, kan şekeri ve kolesterol takibi önerilir.

Eklampsi ve HELLP Sendromu Nedir?

Eklampsi, preeklampsi zemininde nöbet (havale) gelişmesidir. Nöbet doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğumdan sonraki günlerde ortaya çıkabilir. Şiddetli ve inatçı baş ağrısı, görme bozuklukları, ileri derecede yüksek tansiyon ve aşırı refleks canlılığı nöbet öncesinde uyarıcı olabilir; ancak nöbet hiçbir uyarı vermeden de gelişebilir. Eklampsi acil bir tablodur ve hastane koşullarında tedavi edilmesi gerekir.

HELLP sendromu ise preeklampsinin ağır bir biçimidir. Adı üç bulgunun İngilizce baş harflerinden gelir: alyuvarların parçalanması (hemoliz), karaciğer enzimlerinin yükselmesi ve trombosit sayısının düşmesi. HELLP sendromunun en sinsi yanı, tansiyonun her zaman çok yüksek olmaması ve idrarda protein bulunmayabilmesidir. Kadın çoğu zaman sağ üst karın veya mide bölgesinde ağrı, bulantı, kusma ve yoğun halsizlikle başvurur. Bu şikayetler kolayca mide rahatsızlığı, safra kesesi sorunu veya besin zehirlenmesi sanılabilir.

Bu iki tablo, gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkan mide ağrısı ve inatçı baş ağrısının neden asla evde beklenmemesi gerektiğini açıklar. Bu bulgular hafif görünse bile hekim değerlendirmesi gerektirir.

Preeklampsi Tanısı Nasıl Konur?

Tanının ilk adımı doğru tansiyon ölçümüdür. Ölçüm, en az beş dakika dinlendikten sonra, uygun genişlikte manşonla ve kol kalp hizasındayken yapılır. Genellikle 140/90 mmHg ve üzerindeki değerlerin, en az dört saat arayla iki ayrı ölçümde tekrarlanması anlamlı kabul edilir. Çok yüksek değerlerde ise bekleme yapılmadan hemen değerlendirme başlatılır.

İkinci adım idrar incelemesidir. Basit idrar çubuğu testi bir fikir verir, ancak kesin değerlendirme için spot idrarda protein ile kreatinin oranına veya yirmi dört saatlik idrarda protein miktarına bakılır. Üçüncü adım kan tetkikleridir: tam kan sayımı ile trombosit düzeyi, karaciğer enzimleri, böbrek fonksiyon testleri ve gerektiğinde pıhtılaşma testleri istenir.

Bebek tarafı da eş zamanlı değerlendirilir. Ultrasonla bebeğin tahmini ağırlığı ve amniyon sıvısı ölçülür, Doppler incelemesiyle göbek kordonu ve rahim damarlarındaki kan akımı incelenir. Kalp atım kaydı (NST) ile bebeğin durumu izlenir. Tüm bu basamaklar, rutin gebelik takibi programının doğal parçasıdır ve şikayet olmasa bile belirli aralıklarla tekrarlanır.

Preeklampsi Tedavisi Nasıl Planlanır?

Burada bilinmesi gereken temel gerçek şudur: preeklampsinin tek kesin tedavisi doğumdur, daha doğrusu plasentanın rahimden ayrılmasıdır. Kullanılan ilaçlar hastalığı ortadan kaldırmaz; tansiyonu güvenli aralıkta tutarak, nöbeti önleyerek ve bebeği hazırlayarak doğuma kadar geçen süreyi güvenli hale getirir.

Karar iki değişkene dayanır: gebelik haftası ve tablonun şiddeti. Gebelik 37. haftaya ulaşmışsa genellikle doğum planlanır, çünkü beklemenin bebeğe kazandıracağı bir şey kalmamıştır. Daha erken haftalarda ve tablo kontrol altındaysa amaç, yakın izlemle birkaç hafta daha kazanmaktır. Bu süreçte hekim, gebelikte kullanımı uygun tansiyon ilaçlarını seçer, erken doğum olasılığı varsa bebeğin akciğer olgunlaşması için kortikosteroid uygular ve nöbet riski yüksek görülen durumlarda magnezyum sülfat tedavisi verir. Ağır bulgular varsa izlem hastanede yapılır.

Hastanede izlem sırasında neler yapıldığını bilmek kaygıyı azaltır. Tansiyon günde birkaç kez ölçülür, günlük idrar miktarı takip edilir, kan tetkikleri belirli aralıklarla tekrarlanır ve bebeğin durumu kalp atım kaydı ile düzenli olarak değerlendirilir. Baş ağrısı, görme değişikliği ve karın ağrısı her vizitte özellikle sorulur; çünkü bu üç bulgu tablonun ağırlaştığını gösteren en erken işaretler arasındadır. Magnezyum sülfat verilen kadınlarda sıcak basması, halsizlik ve bulantı gibi geçici etkiler olabilir, bu nedenle tedavi yakın gözlem altında uygulanır.

Doğum şekli otomatik olarak ameliyat anlamına gelmez. Anne ve bebeğin durumu uygunsa doğum indüklenerek vajinal yol denenebilir. Ancak tablo hızlı ilerliyorsa, bebek doğum eylemini tolere edemeyecek durumdaysa veya acil doğum gerekiyorsa sezaryen doğum tercih edilir. Yatak istirahati tek başına bir tedavi yöntemi değildir ve uzun süreli hareketsizlik pıhtı riski açısından ayrıca değerlendirilir.

Doğum Sonrası Preeklampsi

Birçok kadın doğumla birlikte riskin tamamen bittiğini düşünür. Oysa preeklampsi doğumdan sonraki ilk kırk sekiz saatte ağırlaşabilir ve hiç sorun yaşamamış bir kadında ilk kez lohusalık döneminde ortaya çıkabilir. Bu tabloya doğum sonrası preeklampsi denir ve genellikle ilk hafta içinde görülse de doğumdan sonraki altı haftaya kadar herhangi bir zamanda gelişebilir.

Doğum sonrası dönemde yorgunluk, uykusuzluk ve bedensel değişiklikler o kadar yoğundur ki uyarıcı belirtiler kolayca göz ardı edilir. Yeni başlayan şiddetli baş ağrısı, görme değişiklikleri, sağ üst karın ağrısı, nefes darlığı, ellerde ve yüzde hızlı gelişen şişlik ile nöbet lohusalıkta da acil değerlendirme gerektirir. Bu nedenle gebeliğinde tansiyon sorunu yaşamış kadınlarda taburculuk sonrası birkaç gün içinde tansiyon kontrolü planlanır.

Emzirme çoğu durumda sürdürülebilir; hekimler emzirme döneminde kullanımı uygun tansiyon ilaçlarını tercih eder. Uzun vadede ise bu dönem bir uyarı sinyali olarak değerlendirilmelidir. Preeklampsi geçiren kadınların ilerleyen yıllarda tansiyon, kilo, kan şekeri ve kolesterol takibini aksatmaması, kadın sağlığı kontrollerini düzenli sürdürmesi önerilir.

Preeklampsiden Korunmak Mümkün mü?

Preeklampsiyi tümüyle önleyen kesin bir yöntem bugün için yoktur. Ancak riski azaltmaya yönelik, kanıta dayanan bazı yaklaşımlar vardır. Bunların başında düşük doz aspirin gelir. Yüksek riskli olarak değerlendirilen gebelerde, genellikle gebeliğin on ikinci haftası civarında başlanan ve doğuma yakın döneme kadar sürdürülen düşük doz aspirin kullanımı önerilebilir. Bu karar tamamen hekime aittir; kimin kullanacağı, ne zaman başlanacağı ve ne zaman kesileceği kişiye göre belirlenir. Kendi kararınızla aspirin başlamayın veya bırakmayın.

Beslenmesinde kalsiyum alımı düşük olan kadınlarda kalsiyum desteği gündeme gelebilir. Bunun dışında gebelik öncesi vücut ağırlığının uygun aralıkta olması, kronik hipertansiyon ve şeker hastalığının gebelik öncesinde kontrol altına alınması, sigaranın bırakılması ve gebelikte önerilen kilo artışının aşılmaması genel olarak yararlıdır.

Yaygın olarak duyulan bazı yöntemlerin ise preeklampsiyi önlediğine dair yeterli kanıt yoktur. Tuzu tamamen kesmek, uzun süreli yatak istirahati, C ve E vitamini takviyeleri ve çeşitli bitkisel karışımlar bu gruptadır. Bu yöntemlere güvenip kontrolleri aksatmak asıl riski oluşturur; çünkü preeklampsinin en güvenilir yakalanma yolu hâlâ düzenli tansiyon ve idrar takibidir.

Riskin erken belirlenmesi de önlemenin bir parçasıdır. Gebeliğin ilk üç ayında yapılan değerlendirmede öykü, tansiyon değerleri, rahim damarlarının Doppler incelemesi ve bazı kan belirteçleri birlikte yorumlanarak risk düzeyi hakkında fikir edinilebilir. Riskli bulunan gebeliklerde kontrol aralıkları sıklaştırılır ve koruyucu yaklaşımlar erken başlatılır. Bu değerlendirme bir kesinlik vermez, ancak takip planını kişiselleştirmeye yarar. Gebeliğin ikinci yarısında kontrollerin giderek sıklaşmasının nedeni de budur: amaç sorun çıkmasını beklemek değil, çıkarsa erken yakalamaktır.

Ne Zaman Acilen Hastaneye Başvurulmalı?

Gebeliğinizin ikinci yarısındaysanız veya yeni doğum yaptıysanız, aşağıdaki bulgulardan herhangi biri varsa randevu beklemeden en yakın kadın doğum acil birimine başvurun:

  • Şiddetli, geçmeyen baş ağrısı
  • Görmede bulanıklık, ışık çakmaları veya geçici görme kaybı
  • Sağ üst karın veya mide çukurunda ağrı ile birlikte bulantı ve kusma
  • Ellerde, yüzde ve göz kapaklarında ani ve belirgin şişlik
  • Nefes darlığı veya yatarken nefes almakta zorlanma
  • Evde ölçülen tansiyonun 160/110 mmHg ve üzerinde olması
  • Bebek hareketlerinde azalma veya hiç hissedilmemesi
  • Vajinal kanama ya da sürekli, şiddetli karın ağrısı
  • Nöbet geçirme, bilinç bulanıklığı veya aşırı uyku hali

Toparlarsak: preeklampsi, gebeliğin ikinci yarısında tansiyon yüksekliği ile organ etkilenmesinin bir araya geldiği, çoğu zaman sessiz seyreden ancak yakın takiple yönetilebilen bir tablodur. Kendinizi iyi hissetseniz bile kontrollerinizi aksatmamanız, evde tansiyon ölçümü önerildiyse düzenli kaydetmeniz ve yukarıdaki uyarıcı bulgularda beklememeniz, hem sizin hem bebeğinizin güvenliği için en etkili yaklaşımdır.

Tıbbi Sorumluluk Reddi: Bu sayfadaki bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve bir hekimin muayene, tanı veya tedavisinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için lütfen doktorunuza danışın.

Kaynaklar

Bu yazı hazırlanırken aşağıdaki güncel ve bağımsız sağlık kaynaklarından yararlanılmıştır.

  1. NHS. Pre-eclampsia
  2. NICHD. Preeclampsia and eclampsia
SSS

Sık Sorulan Sorular

Preeklampsi belirtileri nelerdir?

Şiddetli baş ağrısı, gözde parlama veya bulanık görme, üst karın ağrısı, ani el ve yüz şişmesi ve hızlı kilo artışı önemli uyarı bulgularıdır. Bazı kadınlarda hiç belirti olmayabilir.

Preeklampsi doğumdan sonra da olur mu?

Evet. Doğum sonrası preeklampsi, doğumu izleyen günlerde ve altı haftaya kadar ortaya çıkabilir. Doğum sonrası şiddetli baş ağrısı ve görme değişikliği ihmal edilmemelidir.

Preeklampsi önlenebilir mi?

Risk taşıyan kadınlarda hekim kararıyla başlanan koruyucu yaklaşımlar ve yakın takip riski azaltmaya yardımcı olur. Her gebede uygulanan tek bir önleyici yöntem yoktur.

Preeklampsinin kesin tedavisi nedir?

Preeklampsinin kesin çözümü doğumdur. Doğumun zamanlaması; gebelik haftası, annenin ve bebeğin durumu birlikte değerlendirilerek belirlenir.

Diğer Yazılar

Sağlığınız için ilk adımı bugün atın

Randevu almak, tedavi süreciniz hakkında bilgi edinmek veya uzman görüşü almak için bize ulaşın.